İnsanlık Nerede?

Yolculuk yaptığım bir otobüse, orta boylu, topluca bir hanım yolcu bindi. Otobüs biletini basarken gözlerinin içinin gülmesi dikkatimi çekti.  Bakışlarımın onun yüzünde yoğunlaştığını hissettim. Tam karşımda olan boş koltuğa oturacağını düşünüyordum ki biraz daha ilerleyip önümde durdu. Yanımda oturan beye karşı koltuğa geçmesini rica etti. Genç adam, sessizce kalkıp karşı koltuğa oturdu. Bayan yanımda boşalan koltuğa yerleşti.

Nedense ilk karşılaştığım insanlarla diyalog başlatmayı sevmiyorum. Bu hanım fazla suskun duracağa benzemiyordu. Kısa bir süre geçmişti ki hemen söze başladı. ”Hamileyim de otobüste ters oturamıyorum .”dedi. Yaşı ilerlemişti. Kırkında gibiydi. Neden açıklama yapma ihtiyacı hissediyordu? Pek anlayamadım. Yüzüne gayri iradi baktım. Çok mutlu görünüyordu. Hayırlı olsun dedim. Başka çocuğun var mı? Diye sordum. On sekiz yıldan sonra tüp bebek yapmaya karar vermişler. Kontrollerine gidebilmek için üç araç değiştirmesi gerekiyormuş. “Toplu taşımalarda oturarak gidecek yer bulmak çok zor.” diyordu. Böyle yolculuklar anne ve bebek için oldukça riskli. Evlat sahibi olabilmek için Haftada üç gün toplu taşımaya binmesi gerekiyormuş. Tedavi giderlerini karşılamak için elinde olan tüm birikimini tüketmiş. Her sıkıntıya göğüs gerdiğini, Sağlıklı bir evlada kavuşmak istediğini söylüyordu. Dili samimi idi. “Evlat için neyim varsa yoluna dökerim. Diyordu. Ne yazık ki anlattıklarına baktığımda bu kadar pahalı tedaviyi karşılayacak ekonomik gücü yoktu. Ailesinden destek olmadığını  “Bu yaştan sonra çocuk senin neyine .”diye söylenenlerde olmuş.  Eşi gündelik işinde çalışıyormuş. Hanım, dertleşecek iyi bir dinleyici bulmanın rahatlığı ile nerdeyse tüm özelini anlatacak kadar saf duygulara sahipti. Sağlıkçı olmamdan dolayı tedavinin çok pahalı olduğunu, bebek doğduktan sonrada epeyce bir maliyeti olabileceğini söyledim. Bakımında zorlana bilirsiniz dedim. Evlat özlemini tutku haline getirdiği belliydi. Zaten çektiği sıkıntıları sormadan anlatıyordu.

Evlat sahibi olabilmek için, bir annenin ve babanın ne sıkıntılara katlandığına, hayatı pahasına da olsa ne çok zorlukların üstesinden gelmeye çalıştıklarına şahit oluyordum. Kırk yaşında bir annenin duyguları karşısında gözlerim yaşardı. Sağlığı açısından dikkat etmesi gereken bilgilerimi gönül rahatlığı ile paylaştım. İneceğim durağa yaklaşınca kendisini tanıdığıma mutlu olduğumu söyledim. İyi günler dileyip araçtan indim. İndikten sonra biraz yürümem gerekiyordu. Yol boyunca otobüsteki bayanın anlattıkları.  Çaresizlikleri, ümitleri film gibi zihnimi meşgul ediyordu.

Ne acayip dünya? Bir yanda evlat sahibi olmak için çırpınan anne ve babalar, bir yanda Sahip olduğu dünya tatlısı canlara şiddet uygulayanlar. Gayri meşru zevklerine yenik düşüp; Doğurduğu bebeği çöp bidonlarına, cami ve hastane avlularına bırakan, çaresiz ve vicdansız anne ve babalar. Güç ve parayı elde tutmak için Kadınlara ve çocuklara zulmedenler, dünya hâkimiyeti uğruna savaşları çıkaranlar, Savaşta tüm ailesini kaybeden masumun feryadı kulaklarımda ”sizi Allah’a şikâyet edeceğim “diye çınlıyor. Masum insanları yurtlarından çıkarıp, mülteci konumuna soktukları yetmiyormuş gibi işkencelere maruz bırakanlar. Umuda yolculuğa kalkışan canlar. Kıyıya vuran minik Aycan’lar. Çöplerden ekmek toplayan fakirlerin yürek acısı, evine ekmek götüremeyen babanın dramı, susuzluktan açlıktan hayatını kaybeden Afrika’lılar. Virüs salgınlarını sosyal deneylerine alet ederek mazlumların canlarını yakanlar. Dünyamız sizin yüzünüzden yangın yeri oluyor. Bir insanın değerini kavrayamayan, bilinçsiz zalim güçler. İnsanlık sizin ellerinizde can çekişiyor. İnsanların hataları ve hırsları yüzünden olan masum canlara bebeklere oluyor.

NURSEL YEŞİLYURT

CategoriesGenel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Begin typing your search above and press return to search. Press Esc to cancel.