Sokak Çocukları

SOKAK ÇOCUKLARI               yazan: NURSEL YEŞİLYURT    (kurgu hikâye)

Sokak çocuklarının hayatlarını izleyip irdeleyerek yüksek lisans tezini yazan araştırmacı öğrencinin serüvenleri.

Okula gidip gelirken kullandığı güzergâh üzerinde sık rastladığı sokak işçileri çocukların aile yaşantıları merakını cezbederdi. Hocası tezin için konu belirle dediği gün, sosyal yaşantı yı etkileyen faktörlere yönelik bir konuya odaklanmak zihnine cazip gelmişti. Yaşları yedi ve on sekiz arası sokak ve caddelerde selpak satan, araba camlarını temizleyen, çöp konteynırlarından geri dönüşüm atıkları toplayan gençlerimizi görünce içi sızlıyordu. Her birinin ayrı bir dünyası vardı.  Ayhan. Hayatını toplum bilimini öğrenmekle geçirmenin huzurunu yaşarken, öğrendiği deneyimlerini uygulamalarla test etmeyi amaçlamıştı. Gelecekteki yaşantısına ışık tutacak, deneyimlerini kullanacağı bir tez yapmak istiyordu. “Toplumların temelini aile oluşturur.” Kavramı zihnine eğitim hayatı boyunca adeta kazınmıştı. Ayhan, cevval bir gençti. Azim ettiği her konuyu tüm ayrıntıları ile araştırır makul bir sonuca ulaşırdı. Bu kez işi zordu. Uzun süreden beri zihnini meşgul eden sokak çocukları meselesi onu çok zorlayacağa benziyordu.

Büyük şehirlerde sokakta yatan, köprü altlarını terkedilmiş barakaları ve harabe sur diplerini mekân edinmiş çok sayıda çocuk ve genç vardı. Sayıları her geçen gün daha da katlanarak çoğalıyordu. Bu çocukların hayata tutunması için devletin yaptığı çok fazla yatırımlar olmasına rağmen sokaklarda mendil, simit satan, araba camı temizlemek zorunda kalan çocuklar aile ekonomisine dolaylı katkılar sağlamaya alıştırılıyorlardı. Bu çocuklar okula gönderilse bile öğrenim hayatlarında başarı gösteremiyorlardı. Bu problemler temele inilerek sorunun kaynağı kurutulmadığı sürece geçici çözümler çare değildi. Çocuklar sokaklarda başıboş kalacak, yaşam mücadelesi verirken ezileceklerdi.

Ayhan bu fikirlerini çoğu zaman uygun platformlarda dile getirmiş olsa da, Çoğu kez boşlukta kaldığını düşünüyordu. Bireysel olarak ne yapa bilirim? Soruları onu rahat bırakmıyordu.

Bir gün yine iş çıkışında aracı ile evine giderken kalabalık bir çocuk gurubunun kavga ettiğini gördü. Aracını sağa yaklaştırıp durdu. Araçtan indi. El alışkanlığı kumanda ile aracı kapattı. Kavga eden çocukların olduğu çöp konteynırına doğru yürüdü. Çocuklar birbirlerine sin Kaflı küfürler söyleyerek tekme tokat, taşlı, sopalı saldırıyorlardı. İçlerinden birini gözüne kestirdi. Onun görünümü büyük, cüsseli uzun boylu idi. Kazağının sırt kısmından yakaladı. Kendine doğru çekti. Asılıp bırakmadı. Kazağı çekilen genç boynunu arkaya doğru çevirerek kendisini engelleyeni görmeye çalıştı. Diğer elinde ucu açık sustalı bir bıçakla tam yumruğunu yukarı savuruyordu ki, Ayhan bileğini yakaladı. Elindeki bıçağı düşürene kadar bileğini zorlayıp bıçağı düşürttürdü. Hemen ayağı ile yere düşen bıçağın üzerine bastı. O sırada kavgacı genç ani bir dönüş yaparak kazağını sırtından çıkarmayı başardı. Bileğini tutan Ayhan ile göz göze gelip bir anlık şaşkınlık yaşadılar. Bu esnada bazı çocuklar onların mücadelesini görünce olay yerinden biraz uzaklaşıp uzaktan izlemeye başladılar. Bileği tutulan genç kurtulmak için birkaç tekme savurdu. Boşta kalan eli ile Ayhan’a vurmak için girişimde bulundu. Her seferinde Ayhan darbeleri kıvrak refleksleri sayesinde hafif atlattı. Gencin sakinleşmesini bekledi. Diğer kavgacı çocuklar uzaklaştıkları noktalardan ikisini izliyordu.

(Bir müddet bekledikten sonra )

– Neden kavga ediyorsunuz? Diye sordu.

Kavgacı genç kızarmış kanlanmış gözlerini Ayhan’ın gözlerine dikerek kızgın bir bakış fırlattı. Boynunu yukarıya doğru kaldırarak Ayhan’a kafa attı. Ayhan erken davranıp başını hızla yana çekerek darbeden kurtuldu. Tutmuş olduğu yumruğunu kavgacının sırtına doğru kıvırdı. Diğer kolunu da diğer eli ile yakaladı.  Kavgacı genç paketlenmiş gibi hareket edemiyordu. Bir iki topuk savurarak Ayhan’dan kurtulmayı denedi. Baktı kurtuluş yok.

-Bırak ellerimi! Diye bağırdı.

-Bırakacağım, eğer benimle güzel konuşup kavga sebebinizi anlatırsan, bırakacağım. Dedi.

-Sana ne? Diye bağırdı.

Kavgacı genç sağa sola hareket ederek kıvrandı.

-Bırakmam o zaman, birazdan polisler gelir. Kavgayı gördüğüm zaman haber vermiştim. Deyince, Kavgacı genç yalvarmaya başladı.

-Tamam. Anlatacağım. Elimi bırak. Bileğim çok acıyor. Dedi. Yakaran bakışlarla Ayhan’ın gözlerinin içine baktı. Bir kaç dakika önceki kavgacı genç gitmiş, aciz zavallı bir genç olmuştu.

Ayhan temkinli bir şekilde kavgacının bileğini hafifçe gevşetti. Ama bırakmadı. Bırakırsa kaçacağını ve tekrar saldırma ihtimalini hissediyordu.

-Gel parka gidip biraz konuşalım. Dedi .(Elini bırakmadan yüzünü yana çevirip parkı başıyla işaret etti.)

Birlikte parka doğru yürüdüler. Bunları izleyen çocuklardan biri olduğu yerden fırlarcasına koşup yerdeki sustalıyı aldı. Sustasını nasıl kapatacağını bir iki evirip çevirerek çözdü. Cebine koyup olay yerinden uzaklaştı.

Ayhan ile kavgacı genç, ilk gördüğü bankta yan yana oturmuşlardı.

Araştırmacı genç kendini tanıttı.

-Benim adım Ayhan. Dedi. Bunu söylerken samimi yumuşak bir ses tonu ile hitap etti. Samimiyeti bakışlarından da okunuyordu. Konuşmasına devam etti.

Üniversitede sosyolojik araştırma öğrencisiyim. Amacım size yardımcı olmaktı. Dedi. Kavgacı genç pür dikkat dinliyordu. Sakin gözüküyordu. Kavga anındaki asabi, Febril hareketlerinden eser kalmamıştı. Ayhan’ın eli hala onun bileğini kavramış duruyordu. Ayhan gence yüzünü dönerek diğer elini tuttuğu bileğe yaklaştırarak gencin elinin üzerine dokundurdu.

-istersen seninle iyi bir arkadaş olurum. Dedi. Kavgacı genç hafif silkinerek vücudunu dikleştirdi.

-Yok! Abi gerek yok. Dedi. Derin bir nefes aldı. Nefesini boşaltırken,

-Hiç gerek yok. Dedi.

( Bunu söylerken sakindi. Başını öne eğdi ayakkabılarının yıpranmış uçlarına baktı.  Bakışlarını hafif yana kaydırarak Ayhan’ın spor ayakkabısının markasını görmeye çalıştı. Tavrı Ayhan’ın gözünden kaçmadı. Anladığını belli etmek istemedi.)

-Neden? Diye sordu. Ayhan.

-Sen kim? Ben kimim?

( Dedi. Genç, iç geçirerek aldığı derin nefesi sesli bıraktı. O sırada sarı damalı kırma bir beyaz kedi bankın altına girdi. Gençlerin ayaklarına sürtünerek dolaşıyordu. Kavgacı genç elini uzattı. Kedinin başını kaşıdı. Hayvan onun gözlerinin içine bakıyordu. Tek eli ile hayvanın karnından kavrayıp bankın üzerine oturdukları kısma çıkardı. Sırtını sıvazladı. Onun bu hareketi Ayhan’ı fazlası ile mutlu etmeye yetti.)

Ayhan:

-Bana ismini söyler misin? Dedi.

-Hayri diye cevap verdi. Genç.

Ayhan-Güzelmiş diyerek gülümsedi. Tevafuklara inanırdı.(hayırlı)diye kısık sesle kendi kendine konuştu. Hayri’ye dönerek,

-İsminin anlamını biliyor musun? Diye sordu. Hayri safça Ayhan’ın gözünün içine baktı alt dudağını öne uzatıp üst dudağına doğru yayarken tek omuzunu yukarı kaldırıp indirdi. Başını utançla öne eğdi.

-yok! Dedi. Sustu.

( Ayhan, bilmediğini yaptığı hareketten anladı. Hayri’nin kavradığı bileğini yavaşça açarak diğer eli ile onun elini avuçlarının içine aldı. Sevgisini iletecek şekilde hafif sıktı. Güneş kızıllığını yaymış harika bir gün batımını izleyen gözlerle gruba bakarak konuşmasını sürdürdü.)

-Hayırlı… İyilik yapmayı seven anlamında senin ismin, İnsanlar isimlerinin özelliklerini taşırlar. Ben senin güzel kalpli yardım sever bir genç olduğunu düşünüyorum. Dedi.

(Ayhan’ın bu sözü Hayri’nin ruhunu okşadı. Ayhan’a masumca bir bakışla tebessüm etti. Bunun üzerine Ayhan bir eliyle Hayri’nin elini kavrarken diğer elini omuz başından aşırıp Hayri’nin başını göğsüne dayadı. Baba şefkati ile gencin saçlarını sıvazladı. Hayri araştırmacının bu hareketine biraz şaşırmış bakışlarla karışık, mutlu bir tebessümle cevap verdi. Hayri’nin ilk defa bir insan tarafından saf sevgi ile karşılanması saçının okşanması içindeki buz kalıplarını parçalamıştı.)

– Böyle mi düşünüyorsun? Dedi. Çekinerek.

-Evet. Dedi Ayhan.

-Abi. Çok iyisin kimse beni candan sevmedi. Sevi denen sözü bu zamana kadar hiç hissetmedim. Kimselere güvenmemem gerektiğine kendi kendimi inandırdım. Üstüm başım kir pislik içerisinde günlerce su bulup banyo yapmadım. Seni pis kokum da rahatsız etmiyor mu?

(Ayhan Hayri’nin sırtını sıvazladı.)

-Ben insanların giyimine, kuşamına, çakasına, fiyakasına bakmam. İçlerindeki insana bakarım. İnsanlığına değer veririm. İnsan mı? Değil mi? Diye…

-Harbii! Bu dediklerine kendin inanıyor musun?

-Elbette, inanmasam söylemem.

-Abi ne diyeceğimi bilemedim.

(Diyerek karşılaştığı samimiyet karşısında hayretini gizleyemedi. İkisi de baş başa sohbete daldıklarından, Yanlarına yaklaşmakta olan küçük çocukları son anda fark ettiler. Onlar da durumun şokundalardı. Karşısında tirtir titredikleri Hayri, nasılda süt dökmüş kediye dönmüştü? Çocukların kendilerini izlediğini fark eden Ayhan, onlara seslendi.)

-Gelin buraya siz de gelin gençler. Dedi.

(Çocuklardan ikisi çekingen adımlarla yaklaştı. Hayri başını yerden kaldırdığında çocuklarla göz göze geldi. Meraklı iki çift göz sevimli sevimli onlara bakıyorlardı. Hayri o anda çocuklara olan hırsının geçmiş olduğunu hissetti. Eli ile oturmalarını işaret ederek bankta onlara ( kendisi Ayhan’a yaklaşarak) yer açtı. İkisi birden Hayri’nin yanına sıkışıp oturdular. Ayhan’ın yanındaki boşluğa diğer çocuklar cesaret edip oturamadılar. Onları yakından çimene oturarak dinlediler.

Ayhan,

-Hoş geldiniz.

( Diyerek oturduğu yerden kalktı. Çimende oturan çocukların tek tek ellerini sıktı. Başlarını okşadı. Tekrar yerine otururken Hayri’nin elini ellerinin içine alarak sevgi ile tutup sıktı. Hayri, Ayhan’a kanının kaynadığını hisseti. Gülümsedi. Gözlerinde muhabbet kıvılcımları dans etti.

Ayhan, küçüklere tek tek isimlerini sormaya başladığında. Cemal hepsinden önce cevap verdi.)

-Ben cemal. Yanındakini göstererek bu da Cumali. Dedi.

(Cumali sekiz yaşında, Cemal on üç yaşındaydı. Selpak ve su satarak ailelerinin geçimine yardımcı oluyorlardı. Annesi ile birlikte yaşıyorlardı.

Ayhan, konuşma sırasında )

-Babanızın olmadığına üzüldüm. Demişti.

 Cemal Asabi bir tavırla;

– Keşke ölseydi. Dedi. Ayhan Cemal’in gözlerindeki kin duygusundan ürperdi.

– Neden? Diye çekinerek sordu.

Cemal anlattı.

 Babası adam öldürüp hapse girmişti. Çevrelerinde herkes onlara katilin oğulları dedikleri için evlerine gidip gelemez olmuşlardı. Haftada bir gün bazen on beşte bir gün annelerinin yanına gidiyorlardı. ihtiyaçlarını karşılayıp yine sokaklara dönüyorlardı..

Hayri konuşmaya katıldı.

Mahallelerindeki tanıdıkların dışlamaları çok ağırlarına gidiyormuş. Hayri bu çocuklara evinin kapısını açmış.  Kazandıklarından bir miktar payını alıyormuş. Hayri bunları anlatırken Cemal’in gözünden gözlerini ayırmadan;

 “İki haftadır borçlarını ödemediler.” diye söylendi.

 Cemal hemen yemin billah ederek

” Hayri abi, kaç gündür mendil satamadım. Karnımı bile çöp bidonlarındaki yiyecek atıklarından doyurdum.” Diye ekledi. Cumali de kafasını öne doğru sallayıp Cemal’i onayladı.

(Ayhan’ın üzgünlüğü yüzünden anlaşılıyordu. Elini Hayri’nin Omuzuna koydu.)

-Hayri! Abiciğim. Anladığım kadarı ile içlerinde en büyükleri sensin. Dedi.

Hayri evet der gibi başını önüne yavaşça eğdi.

Ayhan sözüne devam etti.

-Bu çocuklar çok güzel insanlar Üstleri başları pis olsa da Ruhları tertemiz pırıl pırıl. Yardıma ihtiyaçları var. Seni takdir ediyor kutluyorum. Evlatlara büyüklük yapıp koruman altına almışsın. Anladığım kadarı ile senin de imkânların kısıtlı. Bu çocuklara destek olacak onları hayata hazırlayacak kurum ve kuruluşlara bildirip,  eğitimlerini tamamlatmak gerekiyor. Size yardımcı olmak istiyorum. Bu konuda sizin de bana yardımcı olmanızı istiyorum.

-Nasıl? Dedi Hayri.

-Söz vermenizi istiyorum. Dedi Ayhan.

-Ne için? Diye sordu Hayri.

-Kavga etmeyeceğinize, dedi Ayhan.

– Tamam, ağabey bir daha olmaz. Dedi Hayri.

-Ufaklıklar siz de Hayri Ağabeyinizi üzmeyeceksiniz değil mi? Dedi.

Çocuklar birbirlerine bakarak kıkırdadılar. Dünyanın en güzel mutluluğunu yaydılar bu güzel evrene.

-Söz mü? Dedi Ayhan.

Hep birlikte ”söz” dediler.

-O halde anlaştık. Diyerek elini cebine götürdü. Bir miktar kâğıt para çıkardı. Akşam yemeğiniz benden dedi. Hayri saygı ile eğilerek Ayhan’ın elini öpmek istedi.

– Eyvalah! Diyerek Ayhan elini çekti. Kendi kalbinin üzerine götürürken diğer eli ile Hayri’nin omuzuna küçük dokunuşlar bıraktı. Daha sonra sırtını sıvazladı. Çocuklar umut ve minnettarlıkla Ayhan’ın gözlerinden gözlerini ayırmadan teşekkür ediyorlardı. Çayırın üzerinde biriken gurup da onlara yaklaştı. Ayhan müsaade isteyerek ayrılırken sonradan katılan çocuklara avuçlarına çak işareti yaparak vedalaştı.

CategoriesUncategorized

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Begin typing your search above and press return to search. Press Esc to cancel.