ZÜLEYHA

ZÜLEYHA

Bizim köyde doğan kız çocuklarına Ayşe, Fatma, Emine isimlerini çok verirlerdi.  Bir ailede üç dört kadının isminin aynı olması kendi aralarında karışıklığa meydan vermese bile resmi işlerinde kurumların çalışanlarının kafasını karıştırıyordu. Gelin emine kız bebek doğurunca, aile büyükleri kız emine verelim ismini dediler.  Gelin emine istemedi. Kayın validesi ve kendi ismi aynı idi. Bir eve iki emine yeter. Züleyha olsun dedi. Biraz gönülsüz olsalar da kerhen kabul edip bebeğe Züleyha ismini verdiler.

Züleyha köyde büyüdü. Ayağı yere bastıktan sonra herkesin gözünde haşarı, asi, söz dinlemez,  ipe sapa gelmez bir çocuk oldu. Ailenin altıncı kız torunu idi. Hep erkek olacağını ümit etmişlerdi. Kız doğunca kimse gereken sevgiyi göstermemişti. Çocukluk döneminde sürekli kızılan, tartaklanan, ne yapsa suç sayılan, itilip kakılarak büyüyen mutsuz bir çocuktu. Dikkat çekme çabaları hep boşa çıkardı. Şımarık diye azarlanırdı. Köyde kız çocukları erken evlendirilirdi. Köy halkının uzaktan da olsa birbirleri ile akrabalık bağları vardı. Dışarı kız vermek istemezlerdi. Ancak sevdalarında ısrarcı olan gençler. Tüm yasaklamalara rağmen sevdiklerini almanın mücadelesini canı pahasına da olsa verirdi. Çoğu kez başarısız deneyim yaşayanlar da vardı.

Emmioğlu Hasan sabah erken kalkmıştı. Dış kapılarının önündeki merdiven basamağına oturmuş, başını önüne eğmiş tabakasını dizine yerleştirmişti. Hasan sigarasının tütününü özenerek sarıyordu. Tütünü ince beyaz bir kâğıda yerleştirip, iki parmağı arasında rulo yaptıktan sonra kenarını tükürüğü ile yapıştırdığından emin oldu. Pantolon cebinden bir çakmak çıkararak sigarasını tutuşturdu. Derin bir nefes çekip ağız dolusu dumanı havaya üfledi. Bu işlemi birkaç kez tekrarladı. Bu sırada ayaklarının arasında dolaşan Tekir Kedinin başını okşadı. Yanan sigaranın dumanını hayvanın burnuna tutu. Kokusunu sevmemiş olacak ki kedi süratle yanından uzaklaştı. Bahçenin en uzak köşesinde dolaşmaya başladı. Kedi, Ayşe yengenin sebzelikleri arasına girerek gözden kayboldu. Kendine yatacak bir yer bulmuş olabilir. Bizim küçük odanın penceresinden perdeyi aralayıp, bahçeye bakmayı alışkanlık haline getirmiştim. Evlerimiz aynı avlu içinde ortadan alçak bir bahçe duvarı ile ayrılmıştı. Kendimizin gidiş geliş yapacağı küçük bir tahta kapı bırakılmıştı. Kapı genelde açık bırakılırdı. Her iki evin abdest yolu sırt sırta bölünmüş duvarın en ucunda idi. Yengemlerin avlusunda ekmek yapılan fırın vardı. Dedem fırını kendisi yapmıştı. Köydeki kadınlar bu fırında ekmeklerini yaparlardı. Kadınlar imece yaparak yardımlaşırlardı. Köyde olan biten her konu kadınlar arasında konuşulurdu. Annem bize kadınların yanında fazla kalıp konuşulanları dinlemeyi yasaklamıştı. Genelde sohbetleri bahçe tarla işleri ile başlardı. Köyün âşıkları, gizli buluşmaları, yeni çıkan gönül meseleleri, kim nerede ne yapmış ile sonlanırdı. Dedi kodu olabilecek her konu gündeme otururdu. Meraktan gizli gizli kulak misafiri olurduk. Dinlediğimiz kadınlar tarafından fark edilirse oradan bir şekilde uzaklaştırılırdık. Kızlar dinlemez derlerdi. Fırın önü köy kadınlarının özgür alanıydı. Dedektif gibi birbirlerini takip eden kadınlar vardı. Hepsi birbirini mutlaka etkilerdi. Olacak bir iş varsa da önüne taş koymakta ustalaşmışlardı. Bazıları daha da ileri giderek bir şey bilmedikleri halde yalan yanlış haber üretip gündem değiştirmekten zevk alırlardı. Ürettikleri dedikodulardan beslenirlerdi. İlkokulu bitirdikten sonra kız çocuklarını okutmak istemezlerdi.

Züleyha, beyaz yüzlü, zayıf, sarışın yeşil gözlü, haleli bakışları ile her an ağlamaya hazır bir görünümü olan naif bir kız çocuğu idi. Baskı altında yetişmenin verdiği eziklik her tavrına yansıyordu. Çelimsiz görünüşü altında yufka yürekli güzel bir kızdı.

Üçüncü sınıfa kadar ilkokulu birlikte okuduk. Derslerine pek çalışmazdı. Ailesi ev işlerini ona yaptırırdı. Çoğu kez okula göndermezlerdi. Sınıfımız sobalı idi. Züleyha çok güzel soba yakardı. Bize de nasıl tutuşturacağımızı göstererek anlatırdı. Biz genelde pek yakamazdık. Okulumuzda hademe yoktu. Öğretmenimiz yardım ederdi. Yakacak odunu bile ailelerimiz bizimle gönderirdi. Odunlukta biriktirip ihtiyaca göre kullanırdık. Yağmurlu karlı havalarda ayakkabıları su çeken ıslak çoraplarla okula gelen arkadaşlarımız vardı. Çoraplarını çıkarıp sobanın kenarlarına sererek kuruturlardı. Öğretmenimiz güzel çalışan arkadaşlarımıza ödül olarak kendi aldığı çoraplardan defter ve kalemlerden hediyeler verirdi. Onun verdiği tek hikâye kitabı Bizim için en değerli hediye idi.  Başucumuzdan ayırmadan dönüp dolaşıp okuduğumuz çok olmuştu. O zamanlar çocuklara gereken önem verilmediğinden mi yoksa fakirlikten mi aileler hikâye kitabı almıyorlardı. Biraz da önemsemiyorlardı.

Emmioğlu hasan benden üç yaş büyüktü. Züleyha’ya sevdalıydı. Züleyha ne zaman okula gelse Hasan okulun önlerinde dolaşırdı. Öğrenciler arasında durumu fark edenler vardı. Benim yanımda kızlar fısıltılarla konuşur benden çekinirlerdi. Duymamı istemezlerdi. Merak ederdim. Cesaret edip ne hakkında konuştuklarını soramazdım. Sorsam bile sen küçüksün anlamazsın derlerdi.

Hasan yine okulun önlerinde dolaşıyordu. Teneffüste idik.  Koşarak yanına gittim. “Beni mi arıyorsun Hasan ağabey ?”dedim.

“Yok, arkadaşa baktım. Züleyha okulda mı?” Diye ekledi.

“Yok. Gelmedi.” Dedim.

“Eyi!”deyip uzaklaştı.

İkindi ezanından biraz sonra zil çaldı. Evlere dağıldık. Köyde her kapının önünde birkaç kadın bir araya gelmiş konuşuyorlardı. Köşe başlarında adamlar ve delikanlılar vardı. Birbirlerine hararetli bir şeyler anlatıyorlardı. Oldukça hareketli bir gündü. Eve gelinceye kadar nerede ise köy ahalisinin yarısına yakın insanla karşılaştım. Bizim çift kanatlı sokak kapısı sonuna kadar açıktı. Genelde açık bırakmazdık. Avluyu geçip sofanın kapısını açtım. Annemin misafirleri vardı.  Ben içeri girince susmuşlardı. .”Hoş geldiniz.” Deyip,  küçük odaya geçtim. Annem peşimden geldi. “Üzerini değiştir . Kazları göletten al gel.” dedi. Kapıyı çekip kapattı. Okul kıyafetimi çıkarıp evin içinde gündelik giyindiğim tişörtümü ve şalvarımı giyindim. Odadan çıkmam için sofadan tekrar geçmem gerekiyordu. Kadınlar hemen her defasında” Maşallah kızın epeyce serpildi.” demelerinden çok rahatsız oluyordum. Kapıyı açıp kimseye bakmadan sofadan hızlıca çıkmaya karar verdim. Kapıyı açtım kadınlardan birinin konuşmasını istemeyerek duydum.

“Bak şu çelimsize hele! Yere bakan yürek yakanmış meğer.” diyordu. Hızla dışarı avluya çıktım. Odunluğa yöneldim. Elime bir çit çubuğu geçti. Uçunu kırıp biraz boyunu kısalttım. Avludan kanatlı kapımıza doğru yöneldim. Sokağa çıkınca kanadın birini kapatarak göletin yolunu tuttum. Köy meydanından geçerken birkaç kişi ayaküstü konuşmalarını sürdürüyorlardı. Yanlarından geçer iken konuşulanlara kulak misafiri olmama rağmen hiçbir ipucu duymadım. Züleyha’nın adı herkesin dilindeydi. Çamaşırlarımızı toplu yıkadığımız yunağın yakınlarında Hatice’yi gördüm. Bana doğru geliyordu. Beni görünce yürümesi hızlandı. Yanıma yaklaştı.

 “ Nereye gidiyorsun?” dedi.

” Kazlarımızı göletten alıp geleceğim .”dedim.

 “Biliyor musun bu gün ne olmuş?”

“Nerden bileceğim? Dedim.”

“Züleyha varya.”

“Eee! Ne olmuş Züleyha’ya?”

“Onu birileri kaçırmış arıyorlar. Jandarmaya haber vermişler.”

“Kim görmüş? Kimden duydun?”

“ köylünün ağızında duymayan kalmamış. Bütün köy onu konuşuyor.”

“Nasıl kaçırmışlar gören olmuş mu? “

“Bilmiyorum. Belki de kendisi kaçmıştır diyorlarken duydum.”

“ Ya eğer öyle ise kötü olmuş onu yaşatmazlar.”

“Babası beline silahını takmış” Ben köylünün yüzüne nasıl bakarım.” Diye kızın annesini tartaklarken komşular elinden zor kurtarmışlar. Adam kendini yerden yere vuruyormuş. Zavallı kadın iki gözü iki çeşme, Haberim yok diye yeminler ediyormuş. Adam kadını dinlemiyormuş. Bağıra çağıra kıyameti kopartmış. Milleti başına toplamış. Yakalansın bacaklarına sıkacağım diyormuş. Züleyha’yı bir eline geçirirse parçalayıp aç köpeklere atacağını söylüyormuş ”

Vücudumda ki tüm tüyler diken diken oldu. Hatice’ye ne söyleyeceğimi bilemedim.

“Deme! “diyerek hayretler içinde kaldım. O hala yol boyu konuşmasına devam ediyordu. Sanki kanım damarlarımdan çekiliyordu. İçimin acıdığını hissettim. Hatice, Züleyha’nın babasını muhtar ve azanın koluna girerek köy odasına zorla götürdüğünü, birlikte konuşalım çözüm bulunur diye ikna etmeye çalıştıklarını anlatıyordu. Kadınlar kesin adamın aklını kaçırdığını söylediklerini anlattığında kulaklarımı kapatıp duymak istemediğimi hissettim.  Sanki anlatılanlar benim yanımda gözlerimin önünde gerçekleşmiş gibi hissediyordum. Artık Hatice’yi dinlemiyordum. Gölete yaklaşınca adımlarımı hızlandırdım.

” Annem acele et demişti.”  diyerek Hatice’den koşarak uzaklaştım. İlk defa gölete gelmeye korktum. Oysaki karanlık bile olsa köy içinde dolaşırken kendimi güvende hissediyordum. Bir an önce kazları toplayıp gitmeliydim. Kazlar göletin kenarında güneşleniyorlardı. Sağa sola dağıtmadan elimdeki çubuğun yardımı ile acelece kazları elimdeki çubuğu yere vurarak kazları topladım. Hep birlikte evin yolunu tuttuk. Gak guk seslerinden ilk defa rahatsız oluyordum. Kazların sesiz olmaları için dua ediyordum. Bu hayvanlara ne yazık ki sözümü dinletemezdim. Gaklaya guklaya badi badi önümde yürüyorlardı. Başım önde, gözüm kazların üzerinde sağa sola bakmadan evin yolunun bir an önce bitmesini istiyordum. Yolda rastladığım insanlar hep bana bakıyorlarmış gibi rahatsızlık hissediyordum. Züleyha’nın işlediği ayıbı (ayıpsa eğer?)sanki ben yapmışım gibi ruhumda yıkım olmuştu. Köyde herkes kaçmak ve kaçırılmak olayını kınıyordu. Böyle olayların olmasına zemin hazırlayan büyükler asla kendilerini sorgulamıyordu. Bir genç kızın kendi tercihinin olabilmesi fikri kimsenin aklından geçmiyordu. Yol boyunca, Kafamın içi allak bullak olmuştu. Hatice’nin anlattıkları film şeridi gibi zihnimden akıyordu. Bitti sandığım anda baştan tekrara geçiyordu. Köyün camisinin önünden geçerken Fadime’yi gördüm. Başım önde görmemiş gibi geçmek istedim. O beni çoktan görmüştü. Yanıma yaklaştığında kazlar kaçışmaya başladı. Kollarını açarak uzaklaşmalarına engel oldu. Yan taraftaki su argına girmesinler diye bir süre bana yardımcı oldu. Yine konu Züleyha’nın kaçırılışına geldi dayandı.

“Züleyha’yı kaçıran yakalanırsa ceza alır diyorlar kızın yaşı çok küçükmüş .”dedi.

“Nerden kaçırmış?”

“Bilmiyorum. Züleyha bu gün okula gitmek için evden çıkmış ama okula gitmemiş. Ailesi öğrenir öğrenmez jandarmaya haber vermiş”

“Sence yakalanırlar mı?”

“Hep yakalanırlar diyorlar. Uzak gidemezlermiş.”

“Kaçtığını nasıl anlamışlar? Kim haber vermiş?”

“Annesi fark etmiş sandık odasında dağınıklık dikkatini çekmiş içini açıp baktığında birkaç tane çeyizlik yazmanın işlemenin olmadığını görmüş.  Züleyha’nın odasına gitmiş yeni elbisesi dolabında yokmuş. Okul damı diye Hasan’ı gönderip sordurmuş. Okulda olmadığını öğrenir öğrenmez jandarmaya haber vermişler.” Dedi

“Demek ki kız kendisi kaçmış. Yanına lazım olacak bir şeyler almış olmalı.” derken kendimi çok kötü hissettim. Hasan’a Züleyha’nın okulda olmadığını ben söylemiştim.

Annem merak eder diyerek Fadime ile vedalaştım.

“Başka önemli bir gelişme olursa beni haberdar et olur mu?” Diyerek merak edeceğimi söyledim.

“Tamam, görüşürüz “diyerek ayrıldı.

Köyde ilk defa dışarıdan birine kaçan olmuştu. Köy içinde kaçmalar kaçırılmalar olsa da büyükler uzlaşma yoluna giderek aileleri barıştırırlardı.

Züleyha cesaretli değildi. Kendi isteğiyle gittiğini zihnim kabul etmiyordu. Kesin kaçırılmıştır diye düşünüyordum.

Nursel  Yeşilyurt

CategoriesUncategorized

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Begin typing your search above and press return to search. Press Esc to cancel.