TUTSAK

TUTSAK

Taş duvarlara yaslanmaktan tüm bedeni uyuşmuştu. Soğuk ciğerlerine işliyordu. İki metrekarelik hücrede hareketsiz kalan bacak kaslarını hissetmiyordu. Uyumamak için mücadele etmesine rağmen göz kapakları kendiliğinden kapanıyordu. Arada bir irkilerek uyanıp üşüyen ellerini nefesiyle ısıtmaya çalışıyordu. Tahta bankın üzerindeki battaniye ile bacaklarını sarmıştı. Etrafta derin bir sessizlik hâkimdi. Başına gelen olaya bir türlü anlam veremiyordu. Üç gün öncesi yaşadıklarını düşünüyordu. Loş ışıklardan yanına yaklaşan iki adamı tanıyamadan sırtına balyoz inmişçesine acı ile Arnavut kaldırımlarına tökezlemişti. Taşlardan kuvvet alarak ayağa kalmak istediğini hatırlıyordu. Ta ki sol böğrüne yediği tekmeye kadar. Bundan sonra yaşadıklarını hatırlamıyordu. ”Ben masumum “diye sürekli tekrarlarken uyuya kalmıştı.

Genç bayan polisin sesi ile irkildi. Göz göze geldi. Çekingen ifade ile ”Ne demiştiniz bana?” diye sordu.

“Efendim içeride siz kaldınız benimle gelin. “

“sırtıma bu temiz battaniyeyi örter misiniz?” dedi titreyerek.

“Elbette .” diyerek bayan polis battaniyeyi örttü.

Teşekkür etikten sonra battaniyeye sıkıca sarıldı. Bedeninin titreyişlerini gizlemek istiyordu. Haklılığı ispatlanana kadar sabır ve metanetle dinleyecek; yapılan suçlamalara boyun eğmeyecekti. Kendinden emin kararlı adımlarla görevlinin arkasından yürürken başını öne eğememeye çalışıyordu. Bakışlarının derinlerinde hasretini çektiği eşi ve doğacak bebeğinin hayalleri belirdi. Göz pınarlarından inen sızıntılar yüreğinin yangınını söndürmeye yetersiz kalıyordu. Suçsuzluğunu ispatlamak gerçekten çok zordu. Masum olduğuna kimseyi inandıramazdı. Yapmış olsaydı yaptım der kabul ederdi. O adamı öldürmek istememişti. Çaresizlik içinde kıvranırken içinden bir sesin “Rabbin seninle sen doğru bildiğin ne varsa söyle.” dediğini duydu. Vücudunda ki tüylerinin hazır ola geçtiğini fark etti. Baştan ayağa bir karıncalanma sardı tüm bedenini. Kendine geldiğinde duruşma salonunda yargıçla göz göze geldi. Hakkında söylenenler okunanlar hep aleyhineydi.

Olay yerinde o saatte ne işi olduğunu sormuştu. Yargıç.

Sanık acil ilaç almak için eczaneye gitmek istediğini hatırladı. Eşinin hastanede yaşam savaşı verdiğini ve doğacak bebeğini gözünün önünde canlandırdı. ”Evet ya!” dedi. İlaç almaya eczaneye giderken saldırıya uğramıştı. İki kişi gasp etmeye kalkışmıştı. İlk darbe sırtına, ikincisi böğrüne gelmişti. Kendini savunmak için kaldırım taşlarına tutunarak kalkmak istediğinde taş yerinden sökülmüştü. Gaspçılardan biri bacaklarına tekmeler savuruyordu. Tekme atana doğru döndüğünde elindeki taş hızla adamın ense köküne çarpmıştı. Öteki adam arkadaşını kurtarmak için ceketine asılıp çekiştiriyordu. Kendisini savunmak için elindeki taşı yerdeki adamın kafasına indirmişti. Fışkıran kanları görünce de bayılmıştı. Şimdi olayları daha net hatırlıyordu. Katkısız anlattı. Duruşma salonunda bulunan herkes nefesini tutmuş dinliyordu.

Yargıcın ağızından çıkacak her kelime çok kıymetliydi.

Tüm salondakiler kulak kesilip karar anını bekliyorlardı. Kimsenin ağızını bıçak açmıyordu. Bir süre sessizlik oldu.

“Karar.” Dedi yargıç.

“Yaz kızım.

Mehmet oğlu Osman Hakyemez’in sanık olarak dinlendiği; sulh ceza mahkememizin Yapmış olduğu tahkikatlar sonucunda Failin nefsi müdafaa mücadelesi yaptığı anlaşıldı. İki kişi tarafından gaspa uğradığı delillerle tespit edildi. Sanığın olayda kasti tutum ve davranışı olmadığı görüldü. İfadeler, şahitler huzurunda tutanaklara geçirildi. Ceza kanunumuzun ilgili maddesi gereğine göre beratına karar verildi.

Sevinçten gözyaşlarını tutamayan tutuklu, yanındaki görevli polise “Battaniye bende kalabilir mi?” dedi.

NURSEL YEŞİLYURT

CategoriesUncategorized

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Begin typing your search above and press return to search. Press Esc to cancel.