BAŞLANGIÇ

BAZI BAŞLANGIÇLAR ZARURETTENDİR

İlkokulu üçüncü sınıfa kadar okumuştu. Çok başarılıydı. Annesinin zamansız ölümü eğitimine son verilmesine ortam hazırlamıştı. Çocukluğunu yaşayamadan kardeşlerinin ve evin sorumluluğu üzerine kalmıştı. Amcasının hanımının denetiminde üç kardeşine birden yetişmeye çalışıyor, yemek yapmayı pek beceremese de onları aç susuz bırakmamak için bütün gün koşuşturuyordu. Babası annesinden sonra fazla bekâr kalamayıp, hayatın çocuklarla çok zor olduğunu söyleyerek uygun bir kısmet için çevre köylere haber ulaştırıyordu. Yenge de arada bir mırın kırın ederek süreci hızlandırıyordu. Köyün ileri gelenlerinin tavsiyesi ile eve bir anne getirmişti. Köyde hayat şartları çok zorlayıcı doğuda yaşamanın mahrumiyeti de eklenince çetin kışlar yaşamı daha da zorlaştırıyordu, Telefonun bile sadece muhtarlıkta olduğu yıllardı. Ulaşım at arabaları ile yapılıyordu. Babaları hayvanlarını pazara götürdüğü zaman en az üç gün köye gelemiyordu. Kurban satış zamanı bu süre yirmi gün ya da bir ayı buluyordu. İlk zamanlar üvey anne ses çıkarmıyordu. Babası olmadığında küçük kardeşler huysuzlanıyor kadını sinirlendiriyorlardı. Arada bir canlarını yaktığı da oluyordu. Korkudan babalarına söyleyemiyorlardı. Babaları gelince üvey anne; hep çocuklardan yakınıyor,  kısmeti çıkanları verelim diye tutturuyordu. Ne yapsa üvey anneyle yıldızı barışmamış, yaşlı bir adama vereceklerini öğrenince, dünyası başına yıkılmıştı. Henüz on dördündeydi.  Adamın ölen eşinden dört çocuğu vardı. Nasıl çocuk bakacaktı? Kendi kardeşlerine bile bakamamıştı. Olmaz diye diretip ağlamalarına kimse kulak asmamış düğün dernek kurup, Halime’yi evlendirmişlerdi.

Yaşlı adam üzülmesin diye bir dediğini iki etmiyordu. Yeter ki çocuklarıma sahip çıksın diye hoş tutmak için elinden geleni yapmaya çalışıyordu.  Ona söz vermişti.” Sen istemediğin sürece sana dokunmam. Yemek bile yapmasan niye diye sormam.” demişti. Sözünü tutmuş ona dokunmamıştı. Adam nerdeyse babası yaşındaydı.

Bir zaman çocuklarla haşır neşir olan Halime, zaman içerisinde ihtiyara da alışmıştı. Arada bir kardeşlerini özledikçe köylerine günübirlik getirip gezdiriyordu. Yengesi ve üvey annesi her gelişinde “ “Sende daha bir şey yok mu ?”diye sorup duruyorlardı. İlk zamanlar pek anlamıyordu. Köyden meraklı kadınlarda sormaya başlayınca henüz yok demiş susturmuştu.

Eşine kadınların sorduğunu söylemişti. Oda “sen istersen olur. Biz evliyiz evlilerin çocuğu olur.” demişti. Halime çevrenin ağzını kapatmak için “Tabii isterim .”demişti. Böylece bir başlangıç yapmış, akabinde tam on altı yaşında iken ilk bebeğini kucağına almıştı.

Kocası yaşlı ve hastalıklıydı. Çoluk çocuk bakacak hali yoktu. Halime korunmayı bilmediğinden peş peşe iki bebesi daha olmuştu.” Bu kadar çocuk fazla. “diyenlere “ışığı gören geliyor.

Adam üzerime paltosunu örtse bebek oluyor. “diye espri yapıyordu.

Yedi çocuğun içinde halime başını kaşıyacak zaman bulamadan günler aylar hatta yıllar hızla geçiyordu. Hayvanlarını otlatmaya götürdüğü merada şiddetli bir yağmura yakalanan eşi geç vakit eve geldiğinde nefes almakta zorluk çekiyordu. Ertesi gün şehire doktora yetiştirdiklerinde hastanede yatarak tedavi olması gerektiği söylenmiş ve yatırılmıştı. Hastalık önce bronşite daha sonrada Zatüreye çevirmişti. Yapılan tedaviye cevap alamayan doktor  “Çok yaşlı. Bağışıklık sistemi çökmüş. İyileşmesi zaman alacak.” Demişti. Yaşlı adamın bir süre daha hastanede kalması gerekiyordu.  Muhtar ziyaretine gittikçe köye haberleri getiriyordu.  Hastaneye yatırıldığında hiç başından ayrılmayıp, tüm ihtiyaçlarını muhtar  karşılamıştı. Hafta sonu durumu yeniden bozulmuştu. Ne kadar müdahale etseler de adamcağızı kurtaramamışlardı. Muhtarlığa telefonla bildirip mevtayı almalarını söylemişlerdi. Acı haber tez duyuluyordu. Köyde haberi duyan Halime’nin yanına koşmuştu. Eşinin vefatını köylülerinden duymuştu.

Yirmi yaşında yedi çocukla kalan. Halime hayatına yön verecek kararları bir an önce almak zorunda kalmıştı. Köyde kocasız bir kadını rahat bırakmayacaklarını bildiği için yeni bir başlangıç yapmayı planladı. Babasından kalma iki tarla vardı. Otuz baş da hayvanları vardı. Samanlık dolusu pamuk da satılırsa, elinde yüklü bir para olacaktı.  Tarlayı ve koyunları satılığa çıkardı. Köylü ucuz pahalı demeden hayvanları kapışmıştı. Tarlayı kayını ucuza kapatmak istedi. Halime’de en yüksek fiyatı verene bıraktı. Çok kızmışlardı. Tarla verimli kaçırmak istememişlerdi. Akrabalar arasında küslük çıktı. Kayınının çocukları iki gece sonra samanlığa kibrit yakıp atmışlardı. Olanca pamuk gece boyunca içinden içine yanmış. Sabah kalktıklarında kalanları da kullanılmayacak kadar kapkara olmuştu. Halime daha bu köyde kendine yaşam hakkı tanımayacaklarına kanaat getirdi. Küçük üç çocuğunu alarak İstanbul’da uzaktan bir akrabasının evine sığındı. Başına gelenleri mübalasız anlatmıştı. Kısa süreliğine misafir olarak kalmasına izin verdiler. Halime çocukları ev sahibine emanet ederek, iş aramış günün sonunda bir terzi dükkânında ortacı olarak çalışacak, getir götür işlerine ve temizliğine bakacaktı.” Hiç yoktan iyidir.” dedi kendi kendine işi kabul etti. Ertesi gün kalacak bir eve ihtiyacı olduğunu patronuna söyledi. Patronu bir arkadaşının gecekondusunu kiraladı. Ev iş yerine yakındı. Çocuklarını alıp, oraya taşındı. İkinci el eşyalardan yatacak kadar iki kanepe dört sandalye bir tahta masa aldı şimdilik elindeki parayı bankaya yatırdı. Yalnız ihtiyacı kadarını yanında eğledi. Çok yoruluyordu.  Öyle arası çocukları ihtiyacını karşılayıp, ablalarını sıkı bir şekilde tembihliyordu. Kardeşlerini oyalaması için öğütlerde vaatlerde bulunuyordu. İş yerine alıştıkça sevmeye başladı. Daha çok çalışıyordu. Onun gayretini gören patronu maddi ve manevi yardımı esirgemeden Halime’nin ailesini koruyordu. O geldikten sonra işyeri canlanmış, üretim artmıştı. Dikişten anlamıyordu ama kalıpları yerleştirmeye katlama ve ütü işlerini de yapmaya başlamıştı. İşçilerin konuşmalarından yavaş yavaş terzilik terimlerini kavramaya anlamaya başlamış çay hizmetlerini severek yürütüp kişiler arası iletişime katkı sağlıyordu.

İki çocuğunun mahalledeki okulda eğitimini sağladı küçük oğlunu iş yerinde yanında tuttu çok sevimli bir çocuk annesine yardım ediyordu. Patron onu çok sevmişti. Ara sıra haçlıkla sevindiriyordu. Halime iş yerini kendi evi gibi görüyordu. Buda patronunu memnun ediyordu. Arada bir kardeşlerini merak ediyordu kızlar kesin evlenmiştir diye geçirdi içinden; daha dün gibi beşinci yılı doldurmuştu. Çok şükür dedi eğer köyde kalsaydım.  Hayvan bakamazdım. Tarla ekemezdim. Bana çocuklarıma dirlik vermezlerdi. Çok yıprandım. Yoruluyorum ama o kadar olacak karnımızı doyuruyoruz. Helal kazancımızla Allah bereketini artırsın. Amin diye derinden bir şükür etti.

NURSEL YEŞİLYURT

CategoriesUncategorized

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Begin typing your search above and press return to search. Press Esc to cancel.