ONU ÖZLEDİKÇE HÜZÜNLENİRİM.

Önümde Güneş Gazetesinin günlük hediye fasiküllerini biriktirerek cilt ettirdiğim sözlüğüm. Tahmini bir sayfasını açtım. Sözcükler bu kadar mı denk gelir? Hüznümü anlatmaya.

Bağ dokusundan, bağırışa kadar olan sözcük dizisi.

Artık yaş kemale eriyor. Dizlerimin ve hislerimin bağ dokusu esnekliğini kaybetti. Uzun zamandan beri alt kata inemez olmuştum. Merdivenleri inerken bacaklarımın bağlarının beni terk ettiğini hissettim. Sahi! Ne zaman bacağım bağlanmıştı? Kaza geçirmedim. Ayak bileğimi ilk defa köyde burkmuştum. Daha sonra birkaç kez kendiliğinden burkulmuştu. Oda yetmiyormuş gibi durduk yerde menüsküs olmuştum. Her işimi ayakta yapardım. Şimdi basamakları inerken zorlanıyorum. Bilemedim sağlığımın kıymetini. Hayata tutunmak için bağıçlarım olmazsa belki de hayatta olmazdım. Neyse birkaç basamağım kaldı yavaş yavaş inerim. Ne kadar da darmış bu merdiven? İçerisi loş ve karanlık, lambanın yandığı anahtar nerede idi? Ellerimle duvarları yokladım. Nihayet buldum ve yaktım lambayı. Bu da ne? Kömür karası olmuş avuçlarım, sıkıntılarımı bu şekilde dışa vuruyor belki de. “Her şeyi içine atarsan olacağı bu şekerim”. Benimle konuşuyor iç sesim.

Şu köşede duran tahta sandık annemden kalma acaba içinde neler var? Bunlarda ne neyin nesi? Konserve kavanozları, minyatür şarap ve viski şişeleri, mantar tıpalı zeytinyağı şişeleri. Konserveler bozulmuş mudur acaba? Yan tarafta yerde birkaç turşu küpü içleri sırlanmış. Damacanalar, kalbur elek hamur teknesi. Üzerlerinde bir karış toz var. Annemle geçirdiğim günler yâdıma düştü.

An geliyor bir bakışı özlüyor insan; Solgun yanakları en son gördüğümde gül kokulu güz güllerinin yapraklarına dönmüştü. Ah ölüm! Ah sonsuz ayrılık! Sevdaları bitiren, anayı yavrusundan ayıran, beni benden koparan ayrılık; Kimsesizdir, adını koyamadığım hüzünlerim. Elimden oyuncaklarımın alındığı çocukluğum. Hayat sevdamı kalbimden çaldı. Sevgilimin sıcacık nefesine, kokusuna, teninin dokunuşuna, gözlerinin pırıltısına hasret bıraktı. Ah ayrılık ah! Gözyaşlarımı kurutup hüznümle baş başa çöllere saldın. Şiirlerim özlemlerim hepsi senindir annem! Kuytularına sığındığım yüreğim param parça kanıyor. Öksürdükçe kan tükürüyorum. Ciğerlerim sökülüyor. Senden bir daha sen bulamayacağım düşüncesi ile karanlık zifiri karanlık perdeler iniyor gecelerime…

Sonbaharım yaklaşıyor anne son baharım. Dün gece mezarının başında sabahladım. Yabani otlar sarmış her yanını. Oturup ayıkladım. Kavak yaprakları dökülmüş toprağına. Sonbaharı seninle yaşadım. Hani ağlayan bir omuza kanatlarını gerip, onunla bütünleşirsin ya. İşte bende seninle bütünleştim. Ayrılmaz tek parça olduk seninle. Aklımın ince çizgilerinde gezindim. Durdum. Dolduramadım boşluğunu çıkmazlardayım. Anlatmak istedim yaşadıklarımı. Dilim tutuldu. Boğazım kurudu. Yutkunamadım. Seni incitmekten, üzmekten korktum. Bu yürek bana dar geliyor! Senden ayrı yaşamak zor geliyor anne zor geliyor!  Kuşkanadını çırparcasına çarpıyor kalbim. Annesini anlatanları kıskanıyorum. Neden beni erken terk ettin?

Bazen hayalimde bazen düşümde bir tatlı bakışınla beni yakarsın. Umutlarım filizlenir işte o zaman ruhunla canıma can katarsın. Hayat gülkurusu yapraklarını üzerime dökerken, bir tebessümün bin yıllık murat. Ancak seninle avunurum. Bir tebessümünle dağılır karanlıklarım. İçime Yüreğimin derinliklerine koydum. Söyleyemediğim sevgileri, aşkları, muhabbetleri. Sana oradan iletiyorum.

Dünya sevgisi, ölüm korkusu kaplarken yürekleri, Gençliğimin hayata meydan okuyan ruhu hüznümün girdaplarına yenik düştü. İnsanız, anlayamıyoruz sevenlerimizin kıymetini egomuz yüzünden gereken değeri veremiyoruz. Gidenleri geri getiremiyoruz. Yola çıktıklarımın hepsi terk etse bile, ben seni asla terk etmem anne…

Şimdi merdivenleri gönül rahatlığı ile çıkabilirim.

Nursel yeşilyurt

CategoriesUncategorized

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Begin typing your search above and press return to search. Press Esc to cancel.