Fantastik hikaye

Ozon galaksisi                                            NURSEL YEŞİLYURT

Büyük annesi, Ozon Galaksisinden gelmişti. Geçmişte yaşadığı olayları hatırlamakta güçlük çekiyordu. Tacının altında annesinin Yadigarı olan, biricik tokasını kimseye göstermeden saklamayı başarmıştı.

Kuzey kutbuna en yakın olan bu kıtaya atmosferdeki hava akımları sayesinde, şiddetli bir hortumun içinde gelip yeryüzüne savrulmuştu.   Bedenine hiç bir zarar gelmemişti.  Yaşadığı heyecanlı süreç zihninde silinmelere neden olmuştu. Konuşma diline yabancı olduğu iyi kalpli bir anne onu kendi evladı ile bakıp, büyütmüştü. Başındaki tokasını annesinden yadigâr diye özenle koruyup, bir taç altında muhafaza etmeyi öğretmişti. Evlilik yaşına erişince oğlu ile evlendirmişti. Bu evlilikten bir erkek çocuk dünyaya gelmişti. Onu da büyük annenin komşularından olan genç bir kızla evlendirmişlerdi. Kısa bir süre sonra bu ailenin nur topu gibi kız bebeği olmuştu. Adını Olcay koymuşlardı. Büyük Anne bu bebeğin bakımında yardımcı olmuştu. Annesi ile birlikte büyütmüşlerdi.

Olcay sarı saçlı mavi gözlü oldukça hareketli bir çocuktu. Oyun oynarken onu izleyenler koşmayıp adeta uçtuğunu düşünüyordu. Zaten kıpır kıpırdı. Yerinde durmaz sürekli hareket halindeydi. Yorulmak nedir bilmezdi. Babası uzay bilimlerinde çalışıyordu. Bazı zamanlar onun çalışma odasına giderdi. Masa üstünü kurcalamayı severdi. Evrenle ilgili resimler dikkatini çekerdi. Hep uzaya gitmeyi hayal ederek yaşardı. Bir uzay gemisinde kozmonot olmayı düşlerdi. Bunda büyük Annenin de rolü vardı. Torununun sarı saçlarını her sabah kendisi tarar örerdi. Banyosunu kendisi yaptırırdı. Ona hikâyeler anlatarak uyuturdu. Büyüyüp genç kız olunca; ona kendi tacının altındaki saklayıp, koruduğu tokasını hediye etmişti. Saçının örgüsünün içine örerek “ Bu aile yadigârı toka kaybolmasın.” diye tembih etmişti. Zamanı gelince kendi kızına devretmesini söylemişti. Günesin renklerini yansıtan güzel parlak bir taşı vardı. Görülmeye değer bir güzellikteydi. Bu taşın özelliği Ozon Galaksisinde yaşayan insanların koruyucu gücüydü. Büyük annenin galaksiden ayrılmasından beri Ozon Galaksisi güç kaybederek nerdeyse yok olmanın eşiğine yaklaşmıştı. Galaksi halkı bunu aynı galakside doğan insanların izdivacından güçsüz bir nesil oluştuğu konusunda hem fikirdi. Farklı galaksilere ulaşıp oralardakilerle izdivaç yaparak galaksilerindeki kötüye giden durumu düzeltmeyi düşünenler de vardı. Genç kız bu taşın değerini ancak evlilik çağına geldiği zaman anlayacak, Büyüsüne kapılacaktı.  Bedeninde taşıyan kişinin hormonları ile taşın büyülü gücü uyarılıyordu. Büyük anne hayatta olduğu süre içinde tokadaki taş güvende sayılırdı. Geç kız büyük Annesinin anlattığı hikâyelerden çok etkilenirdi. Ozon Galaksisine gitme hayalleri kurardı. Farklı bir çocukluk döneminden genç kızlık dönemine geçmişti. Artık kendine ait kararları kendi alıp uygulamak istiyordu. İnsanlara tezat gelen düşünceler onun için ilginçliğini koruyordu. Kendisine müdahale edilmesinden hoşlanmıyordu. Hoşnutsuzluğunu suskun kalarak çevresine hissettiriyordu. Hep farklı olmak fark yaratmak hayalleri ile yaşardı. On sekiz yaşına gelinceye kadar Karşı cinsten biriyle arkadaşlığı olmamıştı. Ülkesinde her yıl geleneksel cadılar bayramı kutlanıyordu. Bu bayram aynı zamanda eş seçme bayramı idi.

Olcay Yaklaşık bir yıldır bu bayramın özlemi ve hayalini kuruyordu. Kendisi için sürprizler yaşayacağı bir bayram olacağını, telepatik mesajlar aldığını hissediyordu. O gün baloda en güzel kız olmalıydı. Balo elbisesini kendi tasarlamak istiyordu. Hazır olanların modellerini beğenmiyor siyah renkli olanlardan hiç hoşlanmıyordu. Genelde cadı kıyafetlerinde siyah ipek kumaşlar tercih ediliyordu. İnsanların kollarını kurumlu soba borusundan çıkmışçasına saran kostümler, onları tahtadan yapılmış kuklalara benzetiyordu. Birde siyah kukuletaları vardı ki, asla başına takmayacağı bir şapkaydı. Annesini renkli bir kumaştan kostüm dikilmesine ikna etmişti. Birlikte kumaş beğenmeye çıkmışlardı. Kumaş mağazasındaki tüm kumaşları incelemişlerdi. Nihayet rafların altına gelen bir kumaş topunu çıkarttırıp, on metre kumaş almışlardı. Rengi annesinin hoşuna gitmemişti.  Ama almasına engel olmamıştı. Satıcı testere dişli bir makasla, erguvan ımsı gök kuşağını andıran renkte olan ipek kumaşı özenle kesmişti. Paketledikten sonra annesine verdi.  Kasada ödemeyi kartla yaparak dikecek uygun bir terzi baktılar. Olcay sevincinden nasıl yürüdüğünün farkında bile değildi. Heyecandan uçuyordu.

Nihayet bir bayan terzisi buldular. Herkes konfeksiyondan giyinmeyi tercih ettiğinden özel dikim yapan terzi sayısı yok denecek kadar azdı. Terzi “Nasıl bir model istersiniz .”diye sormuştu.

Olcay eliyle şekil çizerek ”Şöyle bal kabağı gibi dilimleri olan, Belinde yaprak şeklinde yeşil bir kemeri olsun. Eteğin üzerine, kolları yelken gibi açılan uçan daire bir gömlek istiyorum,” demişti. Terzi kararsız kalmış,” istersen model kitaplarından seçebilirsin .“demişti. Olcay tarifinin üzerinde ısrar edince terzi beden ölçülerini alarak “Bir haftaya hazır olur .”demişti. Ayrıca annesi ile dikim fiyatı konusunda uzlaşmışlardı.

Olcay eve geldikten sonra diktirecek olduğu kıyafeti hayalinde dikilmiş olarak görüyor, giyiniyor. Balo gecesinde yapacağı dansın hayalleri ile yaşıyordu. Gecenin en güzel kızı olmak için makyaj malzemelerini bile seçmişti. Cadılar bayramına katılmak için can atıyordu. Çevredeki komşular kabaklarını almışlardı. Kimisi içini oyup gece lambası yapmıştı. Kimisi pencere önlerine kabaklarla süs yapmıştı. Bazıları da apartman girişlerinde dekorlar yapmışlardı bütün şehir pırıltılı ve ışıltılıydı. Özel atlı arabalar süslenmişti. Her yerde festival havası esiyordu. Kabak desenli çadırlar kurulmuştu. Kıyafetlerin üzerine süslenmiş kabak resimleri basılmıştı. Şehirde heyecan ve enerji tap yaparken, alış veriş merkezleri bir yıllık cirolarını bu bayramla elde etmenin yarışı içindeydiler. Balkabakları şehrin simgesi gibiydi,

Olcay heyecanla gidip kıyafetini terziden aldı. Koşar adım eve geldi. Aslında küçük mesafeleri uçarak adımlıyordu. Onu gören zıplaya zıplaya yürüdüğünü zan ederdi. Eve girer girmez üzerindeki kıyafetlerin içinden tek hareketle çıkmıştı. Çıkartmış olduklarını fırlatıp yatağın üzerine atmıştı. Paketi bir çırpıda yırtarak açtı. Odadaki kar dolabın aynasının karşısına geçerek tuvaletini giyindi. Kendini iyice süzdü. ”Harika!” çok beğenmişti. Tıpkı lotus çiçeğini anımsatıyordu. Uzun süre aynanın karşısında güzelliğini seyretti. Periler kadar zarif görünüyordu. Eteğini yatağın üstüne yayarak oturdu. Lotus çiçeğinin içinden yeniden doğmuştu. Şayet turuncu renkte olsaydı. Balkabağından çıkan bir peri veya cin olacağının hayaline daldığı bir anda, aynanın içinden uzanan bakır rengi üzeri kıllarla kaplı bir el belindeki yaprak şeklindeki kemeri yakalayıp, onu aynanın içinden ötelere doğru uçuruyordu. Bilmediği âlemlere doğru sürükleniyordu. Suliet bedene sahip olan bu elin elinden kurtulma çabalarının boşa gittiğini ilk çırpınmasında anlamıştı. Zekâsını kullanıp onunla uzlaşmalıyım diye aklından geçirdi.

Gökyüzü katmanlarını ışık hızında geçiyorlardı. Bulutlar fırtına sis öbekleri içinden sıyrılıp toz bulutu toprak kümelerinin üzerinden geçtikçe sıcaklığın arttığına cildinin kapkara karardığına şahit oluyordu. Çok uzaklarda bir galaksiye doğru yol aldıklarından emindi. Yol boyu gördüklerinin benzerlerini babasının masa üstünde de görmüştü. ”Beni nereye götürüyorsun .”diye sordu. Yanıt alamadı. Toz katmanlarından geçtikçe boğulur gibi oluyor, nefes almakta güçlük çekiyordu. Isı daha çok artıyordu. Üzerindeki incecik kıyafeti bile kendisine ağırlık veriyordu. Kıyafetinin içinde terliyordu. Aniden karanlık bir helezon umsu görünümlü, bulut umsu bir tüpün içinde ilerlemeye başlamışlardı. Bu bir hortum rüzgârı olabilirdi. En azından biraz olsun bedeni serinlemişti. Dikey pozisyonda fezaya dalıyor gibiydiler. Ne tuhaf, korkmuyordu. Üstelik bu yolculuk hoşuna gitmeye başlamıştı. Birde şu belini kavrayan elin sahibini görse rahatlayacaktı. Zamanda yolculuk yaparcasına gördüğü şekilleri, galaksileri ve yıldızları tanıyor gibiydi. Yıldızlara yaklaştığını hissediyordu. Demek hayal ettiği uzay yolculuğu gerçek oluyordu. Acaba uzay mekiğinde miydi? Daha önce uzay mekiği gördüğünü hatırlamamıştı. Bir an her şeyin sanal olduğunu, madde dünyasından tanıdığı yalnız kendi bedeni olduğunu düşünmeden geçemedi. Birde bedenini saran lotus çiçeği elbisesi tanıdık geldi. Belini kavrayan ele tekrar seslendi. ”Bana cevap ver. Sen kimsin?” ”Sabret.” diye bir fısıltı duydu. Görünmeyen canlı konuşmuştu: İşittiği ses sakinleştirici idi. Benden korkmana gerek yok mesajını aldığını hissetti. Bu sese güven duydu.

“Benimle konuşursan seninle iyi bir dost oluruz. Lütfen konuş benimle.” dedi.

“Saçındaki tokayı örgülerini çözüp bana verirsen, benim bedenimi görme şansın olur.” diye fısıltı tekrar konuştu. Aslında fısıltılı ses farklı bir dil ile konuşuyordu. Anadiline benzemiyordu. Söylemek istediğinin anlamını hemen anlıyordu. Duygularla konuşulan dilden farklıydı. Şaşkınlığını gizlemeye çalıştı. Beceremedi. Büyük Annesi” Bu tokayı kimseye verme “ demişti. Onu hatırladı. Kısa bir süre ikilemde kaldı. İçinde bulunduğu durumdan kurtulmak istemişti. ”Eğer beni geri götürürsen verebilirim .” dedi. Fısıltılı ses ”söz veremem onu olayların akışı belirleyecek. Uzaydayız.” diyebildi.

Zaman kavramı yoktu. Yalnız hız vardı. Karşı koyamadığı bir hız, onu nereye sürüklüyordu. Bir türlü anlamıyordu. Cadılar bayramına katılacağını hatırladı. Hevesleri suya düşmüştü. Bu uzay boşluğunda yok olmak istemiyordu. “Çaresizlik içinde yaşamak bu olsa gerek.” diye geçirdi içinden. Fısıltı ”üzüntünü anlıyorum “demişti.” Seni hiçbir şey için zorlamam bana yazılan kaderi yaşıyorum” diye ekledi. Olcay “O kaderde beni bu gök katmanlarına getirmekte var mıydı?” diye sordu.

“Seni buraya getirmem benim ve soydaşlarımın yaşayabilmesi için gerekli.” dedi. Olcay  ”Ne!” diye yüksek sesle panikleyerek tepki verdi. Sanki yüreği ağızından  fırlayacaktı.

Fısıltılı ses “sakin ol.” dedi.” Her şeyi anlatacağım. Galaksimizde soyumuzun devam edeceği sağlıklı bir nesil kalmadı. Ancak farklı bir toplumdan, sağlıklı insanların DNA sını kopyalayıp insan oluşumuna müdahale edebilirsek, yeniden galaksimiz yaşanılır olacaktır. Yalnız bu yeni jenerasyonun zekâ seviyesi yüksek olan insanların DNA sının kullanılması gerektiğine inanıyoruz. Bunun getireceği bir takım etik sorunları göze almak durumundayız. Sana gelince bilim insanlarımız ve medyumlarımızın birlikte çalışmaları sonucunda bizim soyumuzun sağlıklı şifrelerine sahip olduğunu işaret ettiler. Seninle bir nesil türetmeyi başarırsak etik sorun olabilecek nedenleri ortadan kaldırmış alacağız. Sendeki toka üzerindeki taş bizim enerji depomuz.  Sen onu taşıdığın sürece enerjilerimizi aktarmaya devam edecek ve seninle devam edecek olan neslimizin kanında bu enerjiler ereyik halinde torunlarımıza aktarılacaktır. Benim üzerimde geçmişte düşmanlarımızın yaptığı bir büyü var. Galaksimizi yok etmek için yapmışlar. Bu büyüden kurtulmam, bu değerli taşın, bu topraklarda kalması ile mümkündür. Bu değerli mücevher taşını elinde tutan şahış galaksinin yönetimini de elinde tutar. Krallığımızın mirasçısı ve yöneticisi olur. Bu tokanın üzerindeki taşın enerjisine ihtiyacım var. Ancak ona sahip olursam gerçek bedenime kavuşacağım.  Böylece yapılan büyü de bozulacak. Beni anlıyor musun? Bu toka sayesinde ikimizde arzuladığımız güzel hayatı yaşayacağız. Şayet vermek istemezsen farklı hayat deneyimlerinden geçeceğiz.” demişti.

Olcay” eğer bir galaksi halkı benim fedakârlığımla kurtulacaksa Sizinle yaşamayı kabul ederim. Dedi. Saçının örgüsünü çözerek, tokayı belindeki elin içine bıraktı. O anda elin şahibi son derece yakışıklı bir prens olmuştu.

CategoriesUncategorized

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Begin typing your search above and press return to search. Press Esc to cancel.