Tren macerası

Güneşin gülümseyen yüzünün Ankara üzerinde dolaştığı bir Eylül Sabahına uyanmıştık. Bebeğim küçük olduğu için açık havaya çıkarmaya cesaret edemiyordum.  Her hafta sonu Pazar alış verişini eşim yapıyordu. Evde sıkılmış olacağımı düşünerek. “Trenle Sıhıye’ye kadar gidip biraz Kızılay’da dolaşır, ihtiyaçlarımızı alır tekrar trenle döneriz .”demişti.

Hafta içi çalıştığım için hiç bir yere gidemiyordum. Tüm boş zamanlarımı bebeğin bakımı ile geçiriyordum. Biraz acemilik, biraz titizlik yüzünden zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordum. Kahvaltıdan sonra hazırlanıp gazi mahallesindeki tren istasyonuna yürüyerek gittik bebeğimiz çok mutluydu. Her şey dikkatini çekiyordu. Yeni yürümeye başlamıştı.  Mümkün olduğunca yere bırakmıyorduk. Kucağımızda taşıyorduk. Çok beklemeden Sincan yönünden gelen trene bindik.  Çocuk kucağımızda olduğu için yolculardan biri yerini verdi. Oturdum. Eşim ayakta yolculuk yaptı. Kızımız etrafa gülücükler dağıtıyordu. İnsanların ilgisini çekmeyi başarıyordu. Eşim “Çocuğa nazar değdirmesek iyi.” deyip duruyordu. Bir kaç kez tekrarladı.  Ben gayet sakin “ Bir şey olmaz İnşallah .” demekle yetindim. Trenden Sıhıye istasyonunda indik.  Üç saat kadar Kızılay’da ve çevredeki alış veriş mağazalarını dolaştık. İhtiyaçlarımızı aldık. Bebek bizimle bazı yerleri kendisi yürüdü.  Çoğu kez kucağımızda dönüşümlü taşıdık. Uyku saati çok geçmişti. Uyumuyordu. Eşime çok alışkındı. Birlikte onunla parka giderler sokakta yürüyerek gezerlerdi. Babası yanındaysa beni fazla aramazdı.

Havanın güneşli olması aldatıcı idi. Arada bir hafif ayaz yapan rüzgâr insanın tenini üşütüyordu. Her ihtimale karşı üzerimizi biraz kalın giyinmiştik. Çocuk üşümesin diye eşim beni tekrar Sıhıye istasyonuna getirdi.” Siz gidin. Ben sebze ihtiyacımızı alır bir sonraki  trene yetişirim.”  dedi. Yanımızdan ayrıldı. Ben gelecek olan treni beklerken bebek babasının olmadığını fark etti. Mızmızlanmaya Başladı. Ağlamasın diye bulunduğumuz alanda aşağı yukarı gezdirirken daha çok ağlıyor susturamıyordum. Ne yapsam, ne versem eline atıyordu. Eğilip attıklarını toplarken bekleme yönümü şaşırmışım.   Bir tren geldi. Bindim.  Yine ağlaması durmuyordu. Yolcuların rahatsız olacağını düşündüğüm için bir mahcubiyet ve üzüntü içinde idim.  Bazı yolcu bayanlar bebeğin eline şeker ve çiklet tutuşturuyorlardı. Onları da ret ediyordu. Atıyordu. Akşamın alaca karanlığından dışarıya baksam da hangi istasyona yaklaştık bilmiyordum. Bir koltuğa oturma şansım olmuştu. Çevremdeki yolculardan her kafadan bir ses geliyordu. Kendimi ilk defa yetersiz ve çaresiz hissetmiştim ki istasyon anonsu ile kendime geldim. Tanımadığım bir istasyondu. Zaten fazla inen yoktu ki hemen tekrar tren hareket etti.  Bir sonraki istasyonun isminin anons edilmesini bekledim. Tren hızla ilerliyordu. Tekrar anons sesi “Gülseren,  Gülderen,   tuzlu çayır diye geçti.  Yanlış yönde gittiğimi anlayıp bir sonraki istasyonda indim. Zıt yönden gelecek olan treni beklemeye başladım.  Tanımadığım bir semtteyim. Bebeğim biraz açık havada bekleyince sesini kestiği için az da olsa rahatlamıştım. Karanlık geceyi iyice kaplamıştı. Uzaktan gelen trenin ışıklarını zor seçiyordum. Bu istasyonda çok yolcu yoktu.   Trenin gelmesi ile durup kalkması bir dakika bile sürmedi. Ya da bana öyle gelmişti. Kendimi son vagonun içine nasıl fırlattığımı bilemedim.  . Kalabalığı gören kızım yine yaygarayı baştı ağladıkça susmak bilmiyordu. İlgilendikçe daha çok ağlıyordu. Tüm yolcular ağlama sesinden rahatsız olmuşlardı. Gelirken geçtiğimiz istasyonları gerisin geri geçtik. Tekrar Sıhiye İstasyonundan yolcular bindi. İçerisi hem havasız hem tıklım tıklım insanlarla dolu idi. Çocuk bir türlü susmak bilmiyordu. Tren hareket etti. Vagonun sonundan bir ses bana sesleniyor. Dönüp baktım. Eşim. Oda son anda yetişip binmiş. Elinde pazar poşetleri, ağlayan çocuğun sesini tanımış. İçinden kendi kendisine” Bizim kız olması mümkün değil onları bir saat önce gönderdim.”  diye geçiriyormuş. Beni çocukla cebelleşirken görünce çok şaşırmıştı. Elindekileri benim ayağımın yanına bıraktı. Tesadüfün böylesi ikimiz de şaşkındık.” Kul bunalmayınca Hızır yetişmez.”  derler.  Çok doğru. Eşim çocuğu kucağına aldı.  Bir anda o ağlayan çocuk sanki o değildi. Etrafına gülücükler dağıtıyor. Babasına olmadık şebeklikler yapıyordu. Tüm yolcular susmuş onları izliyordu. Şaşkın meraklı gözlerle bize bakıyorlardı. Öyle mahcup oldum ki, bir bebeği susturmayı bilmeyen anne olmak çok gücüme gitmişti. Çok üzülmüştüm. Kendimi yetersiz olarak görmüştüm. Bir çocuğun dilinden bile anlamıyorum diye düşünmüştüm.

Ne zaman bir treni geçerken görsem o günkü yaşadığım sıkıntıları hatırlarım.

NURSEL YEŞİLYURT

CategoriesUncategorized

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Begin typing your search above and press return to search. Press Esc to cancel.