GÜLİSTANIN GÜLLERİ

 

Ebe beyinlerin çocuklarının ismini verirken gülle başlayan isimleri vermelerinin bir anlamı olmalı.

Genelde kız çocuklarına hayata gülsün, hayat ona gülsün, düşüncesiyle isim olarak verilebileceğini çağrıştırıyor. Ne tesadüftür ki, gördüğüm tanıdığım, Güller, Gülcanlar, Gülderenler,  Gülverenler, Gülserenler, Hiç gülmemişler. Şen olsun diye isim verdikleri Gülşenler, Gülerler hiç gülmemişler.

Daha nice gülle başlayan isimler kulağa hoş gelmesine rağmen. Kaderleri hoş değil. Gül kelimesinin sonuna eklenen dilekler. Nedense kabul edilmemiş.

Arkadaşımın adını Gül şehri koymuşlardı. Onun adını ve kendisini çok beğenirdim. Ailesi fakirdi ama gönülleri zengin insanlardı. İnsancıllardı. Annemin tüm kısıtlamalarına rağmen çocukluk işte evlerine giderdim. Ekmeğe sürülen salçanın tadı onlarla birlikteyken güzeldi. Benim için hamburgerdi.

Söyleyemezdim anneme Gülşeri’yi sevdiğimi. O gelirdi bazen üstü başı perişan. Saçları hiç taranmamış olurdu. Çoğu sabah uyanır uyanmaz gözlerinin çapaklarını bile temizlemeden bizim kapıya gelirdi. Oyunlar oynardık. Kumlarla taşlarla ev yapardık. Onunla misafircilik oynardık. Hayaller kurardık, hep aynı evde yaşamak üzere hiç ayrılmadan.

Bir sabah gül şehri yine gelmişti. Gözlerinin beyazı kanlanmıştı.  Ne oldu gözlerine? ‘Diye sorunca “uyuyamadım gece” demişti. O sabah sesi de kısılmış gibiydi. Ailesi taşınmak istiyormuş. Çok üzülmüştü. Bende üzülmüştüm. Belki gitmezler demiştim. Oyun oynamak istemediğini söyledi. Gitmem lazım diyerek beni kucakladı gitti. Arkasından bakakalmıştım. Evin içi bana dar geliyordu. Kafam Gülşeri’nin taşınma olayı ile meşguldü. Acaba ne yaparsam onun gitmesini engellerimin hayallerini kuruyor. Hiç birini beğenmiyordum. Ne yapsak onu ailesi bu şehirde bırakmazdı. Evden dışarı çıkmadım bahçemizde bile dolaşmak içimden gelmiyordu. Oyun da oynamadım. Odadan odaya dolaşıp durmuştum. Yorgunluktan bir köşede sızıp uyumuşum. Annemler uyandırmadan beni yatağıma bırakmışlar. Uyandığımda gökyüzü hala karanlıktı. Gözümden uyku akıyordu. Tekrar uyumuşum. Evin kapısının tıkırtısına uyandım. Gelen Gülşeri idi. Bana seslenişinden anladım. Yataktan bir kalkışım vardı sormayın… Annem yalvar yakar genelde kaldıramazken, adeta fırlamıştım.

Gül şehri ağlıyordu. Sessizce kulağıma eğildi ve söyledi.  Annesi ile babası evin eşyalarını gece toplamışlar. Ankara’ya taşınacaklarmış. Çok uzak dediklerini duymuş. O gitmek istemiyor. İkimizin de neşesi yok olmuştu. O ağladıkça benim içimden bir şeyler kopuyor gibi oluyordu. Boğazım kurumuş konuşamıyordum. Sarıldım Gülşehri ‘ye hıçkırıklarla boğuldum.  Yıkılmıştım. Canımdan can ayrılıyordu. Kapının önüne ikimizde çöktük. Birbirimizi bir daha asla görmeyeceğimizi biliyorduk. Bir süre öyle sessiz oturduk. Gülşeri fistanının cebinden Kırmızı bir kumaşa sarılmış lüle taşından bir kalp çıkardı. Bunu beni hatırlaman için sana veriyorum dedi. Daha fazla kalamayacağını söyleyerek, son bir kez sarıldı ve ayrılıp gitti. Arkasına bile bakmadı. Ben de dur, diyemedim. Kolumun üzerine damlayan gözyaşlarının serinliği beni kendime getirdi. Elimin içine sıkıştırdığı taş kalbi olanca gücümle sıkmıştım.

Bıraktığı kalbi avucumun içinde tutarak geri yatağıma gidip uzandım. Başladım hayal kurmaya annem henüz kalkmamıştı. Hafta sonları genelde geç kahvaltı yapılırdı. Evden kaçıp onların eşya taşıdığı aracın arkasına saklanıp onlarla birlikte gitmeyi hayal etmiştim. Çocukluk işte… Annem babam ve kardeşlerim fark ederlerse çıldırırlar. Annem üzüntüden ölür diye kendi kendimi vaz geçirmiştim.

O gün annem pikniğe gideceğimizi söylemişti. Hazırlandık. Gittik. Her gittiğim piknikten zevk alırdım. O gün benim için matem günüydü. Herkes top oynadı ip atladı. Bense bir ağacın çıkabileceğim alçaktaki dallarından birine oturup, gökyüzünü seyrettim. Bir tane gökyüzü olduğuna göre güneş ve ay bulunduğu yerden bizi görüyordur diye düşünüp. Güneşin yanından dünya’dakileri görmek istemiştim. Tabi ki Gülşeri’yi görme şansım olmasını dileyerek. Görebildiğim en uzak noktaları taradı gözlerim. Güneşimiz bir ayımız birdi. O gün piknikten hiç zevk almadım. Hep Gülşeri ile birlikte olma hayalleri ile günü tamamladım. Eve geç gelmiştik hemen akşam olmuştu. Annem erkenden yatırmış. Yorgunluktan sızmışım. Ne zaman uyudum, hatırlamıyordum. Ertesi gün kalktığımda öğle olmuştu. Hemen sokağa fırlamıştım.  Sokağın aşağısında oturuyorlardı.  Evlerinin pencere perdelerinin olmayışını gördüğümde, İçimde bir gariplik hissetmiştim. Gülşeri’ler taşınmışlardı. Gidip de bulamamak görememek o kadar ağır geldi ki bana, dizlerimin vücudumu taşımadığını düşünmüştüm. Ondan ebediyen ayrılmıştım. Kim bilir belki de yollarını yarılamışlardı. Eve döndüğümde ben bende değildim. Küçük kâğıt kutunun içine bıraktığım lüle taşından olan kalbi elime aldım. Öptüm. Kokladım. Gülşeri’nin gül kokusu sinmişti üzerine. Ancak onunla rahatladım. Bir hediye bile verememiştim kendisine zaten verecek ona layık hediye edebileceğim bir şey yoktu. Sevdiğimi söyleyebilirdim ancak oda nasip değilmiş ki olmadı.

Onunda beni unutmayacağını hatırladıkça, teselli oluyordum kendi kendime.

Gülşeri’yi ne zaman özlesem güneşe ve aya bakıyordum. Ona olan özlemimi sevgimi anlatıyordum. Onunla birlikte iken bana Azeri türküler söylerdi sesinin güzel olması ona güven veriyordu. Hala onun söylediği türkülerin nağmeleri kalmış hafızamda. Geçmişe dönük anılarımı tazelememe vesile oluyor. Ne zaman onu özlesem güneşe sesleniyordum. Kendi kendime o benim sesimi duyurur derdim.

O gün ve daha sonraki günler sürekli onu düşlemekle geçmişti. İlkokula başladıktan sonra yerini başka arkadaşlarımla doldurmaya çalıştım. Aradan zaman geçtikçe eskisi kadar aramıyordum. Ta ki dördüncü sınıfta yeni nakil gelen arkadaşımız gelene kadar. Öğretmen ismini sorunca “Güldane” demişti. Gül ismini duyar duymaz Gülşeri aklıma geldi. Birden içime bir sempati doğdu. Gül dane’ yi sevmiştim. Arkadaşlığımız ilerledikçe ne tesadüf Onunda sesi çok güzeldi. Türk halk müziğini seviyordu. Onun sayesinde bende sevmiştim.

Kaleli yem kaleli garip gönlüm yâr eli,

Dermansız derde düştüm sana gönül vereli.

Diye başlayan türküyü söylemeyi de öğrenmiştim. Gül dane narin yapılı bir arkadaştı sık sık hastalanırdı. Ailenin tek kızı o hasta olunca annesi perişan olurdu. Annelerimizi tanıştırmıştık. Sık olmasa da bizim evde görüşmemize izin veriyorlardı. Bende onlara giderdim. Annesi beni çok seviyordu. Derslerimizi birlikte yapalım diye çağırırdı. Onun ailesi bana kendi ailemmiş gibi gelirdi. Beşinci sınıftan ikimizde başarı ile mezun olmuştuk. O yaz tatilinde onlar memleketlerine gittiler.

Güldane orada çok hastalanmış. Doktora götürmüşler.  Kalbinde delik varmış. Açil ameliyata almışlar. Güldane masadan uyanmamış. Babasının memlekete Nakil isteyip, eşyalarını taşıttığı gün acı haberini duyduk. Bir kez daha ikinci gülümden ayrılmanın acısını yaşamıştım. Daha sonraları yine gül le isimleri başlayan arkadaşlarım oldu onlarla çok içli dışlı samimi olmayı hep reddetmiştim. Güler, Gülsen, Gülay, Gülseren. Gül deren. Gül ser. Bende ki de şans diye düşünmeden, yapamıyorum. İşin garip tarafı ben gülleri aramıyorum onlar beni buluyordu.

Nursel Yeşilyurt

CategoriesUncategorized

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Begin typing your search above and press return to search. Press Esc to cancel.