ÇINARDA BİR BONZAYİDE

iris süsen

Bir zamanlar iki çocuk oynar iken ellerindeki tohumlardan birini, bahçelerine ekmeye karar vermişler. Öyle özenmişler ki, bahçelerine yaban otlardan korumak için söz vermişler birbirlerine.

Her şey en büyük ve tek olan, kudret sahibinin elinde. O ol demişte ne olmamış ki? Ekilen tohum filizlenmiş. Bu sevimli çocukların bahçelerinde tohum tüm evrelerini tamamlamış. Her evresi başlı basına yasama sevinci vermiş kendisini yetiştiren, emek veren çocuklara. Her dem cennet kokusu getirmiş dünyalarına. Yetiştiği toprağı çok sevmiş. Büyümüş serpilmiş. Serpildikçe güzelliğinin farkına varmış. Kafasını gökyüzüne çevirmiş. Sonsuz dünyaların var olduğunu düşünmüş. İçinde birden bire tarif edemediği bir heyecan hissetmiş. O farklı dünyaları görmek istemiş.

Görmek istemiş istemesine ama nasıl? Durduğu yerde ancak gözünün görebileceği kadar bir yerden haberi var. Fazlasını istiyorsa eğer, harekete geçmesi gerekiyor. Genç fidan şöyle bir silkinmiş. Dalları yaprakları neye uğradığını bilememiş. O anda içindeki enerji öyle güçlüymüş ki. Ne olursa olsun hareket etmesi gerektiğine inandırmış kendini. Onun bu halini izleyen Yetiştiricileri. Yüreklerinde hissetmişler fidanın ıstırabını.

Karar vermişler bir gün. Ona yardım etmeye. Sonunda ayrılık bile olsa onu mutlu etmeye. Fısıldamışlar kulağına fidanın. İstiyorsan git demişler. Yanındayız biz senin diyerek cesaretlendirmişler. Meyvelerini görmek istemişler. Onun için yıllarca emek vermişler.

Artık zamanı geldi bahçeden ayrılmanın. Genç fidan kendine iyi bir gelecek hazırlamanın peşinde kendi ayaklarının üstünde durmanın yollarını düşünmekle meşgulken. Şans da yüzüne gülmüş. Allah yürü derde hangi canlı yürümez? Oda yürümüş gitmiş. Kaderin onu götürdüğü âleme…

Çalışmış çabalamış köklü bir ağaç olmak istemiş. Dalları tüm sevdiklerini sarsın kucaklasın istemiş. Her canlı gibi çoğalmak kendi gibi olanları bir arada toplamak, Şu dünya hayatını en güzel bir şekilde idrak ederek yaşamak hakkımdır demiş. Bir rüzgârın önünde sürüklendikçe güçlenmiş parçalara ayrıldıkça büyümüş ve çoğalmış. Bir taraftan çoğalıp yeni meyveler verirken taze fidancıklar yetiştirdiğinin bilincindeymiş. Rüzgâr bazen fırtına bazen boran olmuş. Bazen de onu sarıp sarmalayan yar olmuş.

Dallarında yüzlerce kuş cıvıldaşırken, ağacın yüzü hep tebessümle dolmuş. Keşke hiç uçmasalar diye geçirmiş içinden dallarında kurdukları yuvadan. Her canlı fıtratının gerektirdiğini yaşıyor. Sevgi var olduğu gibi kalsaydı civciv ayrılır mıydı? Hiç tavuktan.

Bilemezdi bir gün sevdikleri ondan ayrılacaklar. Zaten topraktan gelmemişler miydi? Dönüş yine aslına olacaktı

Hayat şartları ne getirir bilinmez. Ormanda yaşarken. Nasipte varsa saksıda yaşamak, İster çınar ol, ister bon zayi hiç fark etmez. Değer verdiğin kadar değerli olursun.

Hayat bir döngüden ibaret, doğmak, yaşamak üremek vakit dolunca yaradan’ a kavuşmak.

NURSEL YEŞİLYURT

CategoriesUncategorized

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Begin typing your search above and press return to search. Press Esc to cancel.